top of page

BOŞANMA DAVASI

“Türkiye’de Boşanma Süreci: Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma, Nafaka, Velayet ve Mal Paylaşımı”


1.Giriş:

Türkiye'de evliliğin hukuken sona erdirilmesi, anlaşmalı boşanma veya çekişmeli boşanma şeklinde gerçekleşebilir. Hangi usulün seçildiği, davanın süresinden sonucuna kadar pek çok boyutu etkiler. Boşanma sürecinde nafaka (alimony), velayet (çocukların velayeti) ve mal paylaşımı gibi kritik konular da gündeme gelir.

 

2.Anlaşmalı Boşanma (Mutabakatlı Boşanma)

Anlaşmalı boşanma, eşlerin boşanma ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde tam bir uzlaşmaya vardıkları hızlı işleyen bir boşanma yoludur. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi 3. fıkrasına göre evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte mahkemeye başvurması ya da bir eşin açılan davayı kabul etmesi halinde hâkim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirip çocukların durumu ve mali sonuçlar hakkındaki anlaşmayı uygun bulursa boşanmaya karar verebilir. Yani en az 1 yıllık evlilik şarttır; bu süre dolmadan anlaşmalı boşanma davası açılamaz, aksi halde dava reddedilir. Anlaşmalı boşanmada taraflar bir boşanma protokolü hazırlayarak nafaka, velayet, tazminat, mal paylaşımı gibi tüm önemli konularda anlaşmaya varırlar. Hâkim duruşmada her iki eşin de bizzat bulunmasını ve beyanlarını alarak, protokoldeki düzenlemelerin çocukların menfaatine ve kanuna uygun olup olmadığını denetler.

 

3.Çekişmeli Boşanma (Uyuşmazlıklı Boşanma)

Eşler boşanma konusunda veya boşanmanın sonuçlarında (velayet, nafaka, tazminat, mal paylaşımı vb.) anlaşamıyorsa, çekişmeli boşanma davası gündeme gelir. Bir başka deyişle, anlaşmalı olmayan her boşanma davası çekişmelidir . Çekişmeli davalarda eşlerden biri dava dilekçesinde bir boşanma sebebine dayanarak boşanma talep eder, karşı taraf ise bunu kabul etmeyebilir veya farklı talepler ileri sürebilir. Türk Medeni Kanunu’nda boşanma sebepleri özel (zina, hayata kast, kötü muamele, terk gibi belirli olaylar) ve genel (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) sebepler olarak düzenlenmiştir. Hâkim, öne sürülen sebeplerin gerçeğe uygun olup olmadığını tanık, belge gibi delillerle değerlendirerek karar verir. Özellikle “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” (TMK m.166/1) genel sebebi, şiddetli geçimsizlik gibi durumları kapsar ve tarafların kusur durumları da dikkate alınır. Taraflar boşanmanın yanı sıra hangi tarafın kusurlu olduğu, maddi-manevi tazminat, nafaka, velayet, ev eşyalarının paylaşımı gibi konularda da çekişme yaşayabilirler. Bu konularda karar, anlaşma olmadığında mahkeme tarafından verilecektir.


4.Nafaka (Boşanmada Nafaka Türleri)

Boşanma davalarında nafaka hem eşlerin hem de çocukların ekonomik olarak korunması amacıyla gündeme gelebilir. Türk Medeni Kanunu’na ve uygulamaya göre, başlıca nafaka türleri şunlardır:


Tedbir Nafakası (Geçici Nafaka): Boşanma veya ayrılık davası devam ederken hâkim tarafından takdir edilen geçici nafakadır. Dava sürecinde ayrı yaşayan ve geliri yetersiz kalan eş veya çocuklar için, mahkeme resen tedbir nafakasına hükmeder . Bu nafaka, dava kesinleşene kadar ödenir ve boşanma hükmü kesinleşince kendiliğinden sona erer. Tedbir nafakasının miktarı, tarafların o anki geçim durumlarına göre belirlenir ve dava sürecinde arttırılması veya azaltılması istenebilir.

İştirak Nafakası (Çocuk Nafakası): Boşanma kararı verilip çocukların velayeti eşlerden birine bırakıldığında, diğer ebeveynin ortak çocuğun bakım, eğitim, sağlık gibi giderlerine katkı olarak ödediği nafakadır. İştirak nafakası, kamu düzenine ilişkin olup çocuğun korunmasını amaçlar. Mahkeme, çocuğun ihtiyaçları ve anne-babanın mali durumuna göre uygun bir miktarı takdir eder. Bu nafaka, boşanma kararının kesinleşmesiyle ödenmeye başlanır ve kural olarak çocuk 18 yaşını doldurana (ergin olana) kadar devam eder. Çocuğun eğitimi devam ediyorsa veya özel bir durumu varsa erginlik sonrası için de nafaka talebi özel hükümlere göre mümkün olabilir, ancak normal şartlarda reşit olan çocuk için iştirak nafakası sona erer. Velayet kendisine verilmeyen taraf, mahkeme kararındaki takvime göre çocukla kişisel ilişki kurma hakkına da sahiptir; bu nafaka, çocuğun masraflarına katılım yükümlülüğünün bir parçasıdır.

Yoksulluk Nafakası (Eş Nafakası): Boşanma yüzünden ekonomik olarak yoksulluğa düşecek olan eşin, diğer taraftan mali gücü oranında talep edebileceği süresiz nafakadır. Kanun gereği yoksulluk nafakası alabilmek için talep eden eşin kusurunun daha ağır olmaması şarttır. Yani boşanmada ağır kusurlu olan taraf, diğerinden nafaka isteyemez (örneğin eşini terk eden veya şiddet uygulayan kusurlu eş lehine nafaka bağlanmaz). Nafaka miktarı takdir edilirken, nafaka yükümlüsünün ödeme gücü ile nafaka alacaklısının temel geçim ihtiyaçları dikkate alınır; bu miktar tarafların mali güçlerine orantılı olmalıdır. Yoksulluk nafakası süresiz olmakla birlikte kanunda ve içtihatlarda, nafakanın kaldırılma sebepleri de düzenlenmiştir: Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, taraflardan birinin vefatı, nafaka alacaklısının ekonomik durumunun iyileşip yoksulluktan çıkması veya nafaka borçlusunun iflas etmesi gibi durumlarda yoksulluk nafakası kaldırılabilir. Ayrıca, nafaka alacaklısı evliymiş gibi fiilen bir başkasıyla birlikte yaşamaya başlarsa da nafakanın kesilmesi mümkündür (TMK m.176).

 

5.Velayet (Çocukların Velayeti)

Boşanma davalarında çocukların velayeti, taraflar için en hassas ve kritik konulardan biridir. Velayet, 18 yaşından küçük (ergin olmayan) çocukların bakım, eğitim ve korunmalarına dair anne ve babanın sahip olduğu haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik devam ettiği sürece anne ve baba velayeti birlikte kullanır; boşanma durumunda ise hâkim, velayeti eşlerden birine verir (TMK m.336) . Yani geleneksel olarak Türk hukukunda boşanma sonrası ortak velayet öngörülmemiş, çocuk bir ebeveyne bırakılmış ve diğerine kişisel ilişki (görüşme hakkı) tanınmıştır. Ancak güncel içtihatlarda ve uluslararası sözleşmelerin etkisiyle, ortak velayet kavramı Türk hukuk pratiğine girmeye başlamıştır. Özellikle her iki ebeveynin de rızası varsa ve çocuğun üstün yararına uygun bulunursa, mahkemeler boşanma sonrasında anne ve babaya birlikte velayet hakkı tanıyabilmektedir.

Velayetin kime verileceğine karar verilirken mahkeme her şeyden önce çocuğun üstün yararı ilkesini gözetir. Bu ilke, çocuğun fiziksel güvenliği, sağlığı, eğitimi, duygusal gelişimi ve genel mutluluğu açısından en avantajlı durumun hangisi olduğunu esas alır. Hâkim, anne ve babanın maddi durumlarını, sosyal yaşam koşullarını, aile çevresini, çocuğa sunabilecekleri bakım ve ilgiyi kapsamlı olarak değerlendirir. Özellikle küçük yaşta çocuklar, bakım ve şefkat ihtiyacı nedeniyle genellikle anneye bırakılmakla birlikte, bu kural mutlak değildir; annenin durumu uygun değilse (örneğin çocuğa karşı ilgisiz veya kötü muamele varsa) baba ya da uygun gördüğü bir diğer kişi velayeti alabilir. Mahkeme, çocuğun yaşı ve ihtiyaçlarını dikkate alır. Sonuç olarak velayet, tek bir ölçüte değil, her olayda çocuğun menfaatlerine göre, çok yönlü bir değerlendirmeyle karara bağlanır.

Velayetin bir tarafa verilmesi, diğer tarafın çocukla ilişkisinin tamamen kopması anlamına gelmez. Mahkeme, velayet hakkı verilmeyen ebeveyn ile çocuk arasında düzenli kişisel ilişki (görüşme) takvimi belirler (örneğin her ayın belli hafta sonları, yaz tatilinin belirli günleri gibi). Velayet konusunda alınan kararlar da kesin değildir; şartlar değiştiğinde (örn. velayet sahibi ebeveynin vefatı, ağır hastalığı, çocuğun ihmal veya istismarı, diğer ebeveynin şartlarının iyileşmesi gibi durumlar) tekrar dava açılarak velayetin değiştirilmesi talep edilebilir. Bu nedenle velayet hakkını kazanan taraf da çocuğun bakım ve terbiyesinde özenli davranmaya devam etmelidir, aksi halde velayet hakkı ileride kendisinden alınabilir.

 

6.Mal Paylaşımı (Edinilmiş Malların Tasfiyesi)

Evlilik birliği içinde edinilen malların nasıl paylaşılacağı, boşanma sürecinin bir diğer önemli boyutudur. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimine göre, eşlerin evlilik süresi boyunca karşılıklı emek ve gelirleriyle elde ettikleri (edinilmiş mallar), boşanma halinde kural olarak yarı yarıya paylaşılır. Her iki eşin de evlilik boyunca kazandıkları, mal rejiminin tasfiyesi aşamasında hesaplamaya dahil edilir. Edinilmiş mallar kavramına, eşlerin çalışmaları karşılığı kazandıkları gelirler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, emeklilik birikimleri, evlilik süresince edinilen taşınır-taşınmaz mallar ve bunların yerine geçen değerler dahildir. Bu rejim, evlilik içinde edinilen değerin ortak emeğe dayandığı anlayışını yansıtır. Buna karşılık, kişisel mallar adı verilen bazı malvarlığı değerleri ise paylaşıma tabi değildir. Türk Medeni Kanunu, kişisel malları örneklerle saymıştır: Eşlerin evlenmeden önceki malvarlığı, evlilik sırasında miras yoluyla veya karşılıksız kazanım (hibe, bağış) yoluyla elde ettiği mallar, manevi tazminat alacakları, yalnız kişisel kullanıma yarayan eşyalar kişisel mal kabul edilir. Eşler, evlenmeden önce veya evlilik sırasında yaptıkları mal rejimi sözleşmesi ile kanunda öngörülen diğer rejimleri de (mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı, mal ortaklığı gibi) seçebilirler. Örneğin mal ayrılığı rejimi seçilmişse, herkes kendi edindiği malın sahibi olur ve boşanmada kural olarak bir paylaşım talebi olmaz. Böyle bir sözleşme yoksa, yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma uygulanır.


7.Sonuç

Türk hukukunda boşanma davaları, anlaşmalı veya çekişmeli olarak farklı usuller izlese de her iki durumda da amaç adil ve dengeli bir çözümle evlilik birliğini sona erdirmektir. Anlaşmalı boşanma, şartları uygunsa taraflara hızlı ayrılma imkânı tanırken, çekişmeli boşanma hakkaniyete uygun bir karar için hâkimin olaya müdahalesini gerektirir. Nafaka, boşanma sonrası ekonomik dengeyi sağlamaya; velayet, çocukların çıkarlarını korumaya; mal paylaşımı ise evlilik süresince biriken emeğin karşılığını adil bölüşmeye hizmet eden hukuki araçlardır. Bu konularda Türk Medeni Kanunu hükümleri ve Yargıtay’ın yol gösterici kararları, davanın taraflarına önemli güvenceler sunmaktadır. Ancak her boşanma davası kendi özel koşullarına sahiptir. Dolayısıyla, taraflar hak ve yükümlülüklerini bilerek hareket etmeli, zamanında talep haklarını kullanmalı (örneğin nafaka, tazminat taleplerini ileri sürmek gibi) ve mümkünse uzlaşma yollarını zorlamalıdır. Özellikle ortak çocuk bulunan durumlarda, onların fiziksel ve psikolojik iyilik halini ön planda tutmak, uzun hukuk süreçlerinden daha değerlidir.


Sonuç olarak, boşanma sürecine giren eşlerin doğru bilgiye dayalı adımlar atmaları ve gerektiğinde uzman bir aile hukuku avukatından destek almaları, hak kayıplarının önüne geçecek ve yeni bir başlangıca daha sağlıklı zemin hazırlayacaktır.

 

Kaynakça:

Bu yazıdaki bilgiler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri ile güncel Yargıtay içtihatları temel alınarak derlenmiştir. Belirtilen hususlar, ilgili mevzuata ve yüksek mahkeme kararlarına dayandırılarak okuyucuya sunulmuştur.

 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Yapay Zekânın Suç Oranlarına Etkisi

“Güçlü bir yapay zekânın yükselişi, insanlığın başına gelen en iyi ya da en kötü şey olabilir. Hangisi olacağını bilmiyoruz.”                                                             Stephan Hawkin

 
 

abdulkadirtaplamaci@gmail.com

+90 542 383 39 59

©2026 Taplamacı Avukatlık ve Danışmanlık

Esentepe Mahallesi, Keskin Kalem Sokak No:17/2 Arya Plaza Şişli/İstanbul

bottom of page